İçeriğe atla
Eylül 27, 2011 / hakansezer

Düğün – Wedding

* Düğün gününüzün her anını hatırlamak mı istiyorsunuz?
* Dış mekanda, klasik düğün karelerinden farklı, orijinal bir gün mü geçirmek istiyorsunuz?
* En özel gününüzde en güzel fotoğraf karelerine sahip olmak istiyorsanız,

Özel gün fotoğraf çekimi talepleriniz için:

0542 387 80 13
hakan@hakan-sezer.com
www.hakan-sezer.com

Ağustos 18, 2009 / hakansezer

Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim?

Üretim değil, üretime nispet, tüketim dünyası bu. Sevgi de hızla tükettiklerimiz arasında…

“ Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim? ” denilesi devirler yaşanacak artık!..

Buz gibi… Dünyayı da kendimiz gibi sevgisizliğe mahkum ettik.

Sevmek acizlik ve korku oldu… Sevilmek şımarıklık ve kandırmaca.

Öyle ya, daha başka nasıl izah edilebilir ki sevdiğimiz için cezalandırılmamız?

Bugüne kadar kaç kişi var ki, sevdiği için zulüm görmeyen, ya da görmüşçesine kederlere davetiye çıkartıp
kendine hayatı zehir etmeyen?! Azdır sanırım.

Sevemediğim için, sevdiğim halde küçük düşürüldüğüm için, sevgiyi göz göre göre tükettiğim için
utanç duyuyorum diyebilmeli sevgisizler takımı!

Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim?

Neden?

Neden olacak, korkuyorum!

Korkuyor musun?

Evet ya, korkuyorum.

Çünkü seni seversem hemen huyun suyun değişecek.

Sende sevdiğim şeyler farklılaşacak.

Şımaracaksın.

Beğenmez olacaksın artık beni.

Çünkü ben artık muhtaç olmuş olacağım sana, senin gözünde.

Çünkü bilinç altı atacaksın beni önceden programladığın bir yere.

Sesine, görüntüne, ellerine, gülümseyişine hatta nefesine bile mahkum edilmiş olacağım…
ve adına “Aşk” diyeceksin hemen, daha ben ne olduğumu bile bilemeden. Öyle değil mi?

Bilmez misin? Muhtaç olmak acizliktir.

Şimdi seni sevdiğim için cezalandıracaksın beni biliyorum!

Hor göreceksin.

Bekleteceksin.

Aramayacaksın.

Menfaatlerin ön plana çıkacak.

Şayet menfaatlerini de sevmezsem beni sileceksin.

Yalan mı? Sileceksin işte!

Sonra her gün benden azar azar uzaklaşacağını seyredip kahrolacağım.

Yahu ben bir seven’im.

Yani seni sevgimle onurlandırmış bir insan.

Dünyayı ayakta tutacak insan kudretinin adıdır Sevgi…

Şimdi ben sevdim diye, bu kudrete ve cesarete sahip oldum diye

sen beni nasıl ve ne hakla cezalandırabilirsin?

Aklım almıyor.

İnsanlığım da!

Yüreğim de!

Yok! “Seni seviyorum” cümlesini çok sarf etme eskir!

Yok! Herkese “seni seviyorum” deme, sadece aşık olunca kullan!

Yok! “Seni seviyorum” demeden önce bin bir hokkabazlık yap ve şirin görün ki
sevdiğin sevildiği için kendini dev aynasında görmesin, onu inlet, süründür, aklını başına getirt, mahvet!

Neden?

Çünkü, bu makbul..

Kaç….sevsen de sevmesen de kaç!

Neden?

Çünkü kaçan kovalanır aptal!

Kaçan kovalanır…

İyi de, neden sevdiğim için kaçıyorum ki?

Ben kaçacak ne yaptım?

Kaçarak daha mı makbul olacağım?

Kaçarsam daha mı kıymetim anlaşılacak?

Sevmek utanç verici bir şey mi ki kaçmam gerek?!

Anlayamıyorum…

Oysa ben zaten sevdiğimi severek devleştirmişimdir.

Onun dev aynasında kendisini yeniden devleşmesine ne gerek var ki?

Bir görebilse benim gözlerimle kendini eminim kıskanacaktır bendeki kendisini…

Yok ama yok!

Bilmez sevgililer sevilmenin eşsizliğini, bilmez…

Ondandır bol keseden sevgiyi böyle tüketişleri…

Ben hiç şımarmayan,

değişmeyen,

yozlaşmayan,

uçup gitmeyen,

tükenmeyen

sevgi görmedim.

Artık cenaze törenleri iki türlü yapılmalı.

Biri bedenler için,

Diğeri zorla öldürülen sevgiler için!..

Ne demiş Yılmaz Erdoğan, ” Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim “

Anlayın artık varlıkları değil, ihtimalleri sever olduk…

Neden?

Çünkü ihtimaller hayallerimizdir.

Sevmekse hayatın bir gerçeği.

Hayallerimizde sevgilimiz hiç değişmez.

Hatta “seni seviyorum” dedikçe ya gözleriyle, ya elleriyle ya da tatlı diliyle ” beni sevdiğin için teşekkür ederim aşkım ” der…

Teşekkür etmek?!

Beni sevdiğin için…

Evet ya. Bir onurdur, bir ödüldür, bir şereftir sevmek ve sevilmek.

Özgürlüğümüzdür.

Cesaretimizdir.

İnsanlığımızdır.

Ayrıcalığımızdır.

Ama ne yazık ki birde bütün bunları farkında olamayışımızdır sevmek…

Korkuyorum.

Hep sevdiğim için cezalandırıldım.

Artık seni seviyorum derken bana tuhaf tuhaf bakmayacak varlıkları daha çok sevmeye niyetliyim…

Bir çiçek gibi…

Bir hayvan gibi…

Bir dağ manzarası gibi…

Bir su damlacığı gibi…

Bir küçük tomurcuk gibi henüz doğmakta olan…

Çünkü hepsinin insanlarda var olan bir büyük silahtan arındırılmışlığı var.

Yani dilleri yok, dilleri!

Konuşamazlar…

Sadece dinlerler…

Sevginizi anlayarak hissederek dinlerler.

Onlara “Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim? ” demeniz gerekmez.

Direkt söylersiniz sevginizi hesapsızca, umarsızca…

Saymadan…

Ne güzeldir huzurla sevebilmek.

Ne güzeldir bir çiçeğin kokusu, bir kuşun sesi, bir manzaranın görüntüsü,

bir sıcacık bakışla ödüllendirilmek.

Bizim için ödül demek, elle tutulabilen bir şeydir.

Bir nesne.

Öznesiz.

Özne biziz…ama nesneye muhtaç.

Özne özneyi sevemez mi?

Nesnesiz öznelik olamaz mı? Nesne özneyi sevemez mi?

Ben severken bedenimi unutmak istiyorum.

Sadece elimde kalbim olsun. Bir kısa bir uzun vuruşlarla atıp dursun.

Tek armağanım bu olsun verebildiğim bir sevgiliye.

Bundan kutsalı? Daha ne olsun!

Anlasın artık beni anlasın.

Sevmek istiyorum

Utanmadan

Korkmadan

Reddedilmeden

Küçük görülmeden

Sevmek…

Ve sevgimi ifade edecek her türlü çılgınlığı hesapsızca yapmak istiyorum.

Gurur denilen sözcüğü sözlüklerden çıkartmak, sevdiğim için sevilerek ödüllendirilmek istiyorum…

Bir insanı sevebilme yeteneğimin bulaşıcı olmasını istiyorum.

Ve bu mükemmel hastalık tüm dünyaya bulaşsın istiyorum.

İnim inim inlesin mutluluktan insanlar.

Sevilmekten ölebilsinler belki de!

Sevgisizlikten değil!…

Sevgi üretilsin.

Sevgi ile her şey topraktan fışkırır gibi fışkırsın istiyorum.

Pardon! Acaba sizi sevebilir miyim? diye sormayı değil, bugün sana seni seviyorum demeyi atladım galiba beni affet diye hesap soran bir yüreğe ifade vermek istiyorum mutlu mutlu gülümseyerek…

Şimdi izninizle bir sorum daha olacak sizlere.

Şayet iki küçük kum tanesi

isterse

sevgi ile

bir fırtına yaratabilir mi?balonlar

Ağustos 18, 2009 / hakansezer

Herşey hafif olabilir ama “Sevmek ağırdır”

“Çağın trendleri ve popüler kültür kulaklara şöyle fısıldıyor; Vakit iyi geçmeli…
Bu rastgele bir deyim değil. Gençler anlamını gayet iyi biliyor.
Mutluluk güven içinde yaşamak özlemek…
Hayır bunlar değil !
Mutluluk arayınca mutsuz oluyorsun çünkü…
Güven içinde olmayı isteyince sorumluluklar yükümlülükler peşi sıra geliyor ve altlarında eziliyorsun…
Ve özlemek…
Özlemek gündelik hayatın sekteye uğratan bir tür zihin sancısı…
O zaman en iyisi “iyi vakit geçirmek deniyor.
Bu yüzden günümüzün bütün “aşka benzer” ilişkileri ağır darbeler alıp sonunda yere seriliyor.
Çünkü gözü başka bir şey göremeyecek kadar aşık değilse insan
Sevgilisiyle değil de
Arkadaşlarıyla birlikteyken daha “iyi vakit” geçiriyor.
Arkadaşlıkların atmosferi sevgililerinkinden daha ferah….
Arkadaşlıklar çok daha eğlenceli uzun ve kalıcı bir ilişkiden….
Hatta kimi zaman arkadaşlığın sosyal erotizmi sevgililiğin mızmızlığından çok daha çekici….
Tek başına aşk bayrağı açmak sevgili olmanın eşsiz güzellikleri övüp durmak
Şarkıları şiirleri yardıma çağırmak bu gündelik gerçeğin üstünü örtemiyor.
Nasıl oluyor da “seni seviyorum” lar bir süre sonra ve iç burkucu biçimde “beni boğuyorsun”a dönüşüveriyor?
Uzun ve acıklı bir hikaye..
Ama şurasını olsun söylemeliyim;
Sevmek ağırdır. Uykuları kaçırır uyanıklığı sarhoşluğa çevirir…
Oysa modern insan her şey hafif olsun istiyor sevmek bile !…
Mümkünse sadece sevilmek istiyor.
Ancak ayrılık acısı çökünce terk edilince özlem ateşiyle yanınca farkediyor ki
Seviyormuş…
Ancak o zaman farkediyor ki vakit hiç de iyi geçmiyor !…5280_105653313402_662153402_2226491_1966557_n

Ağustos 18, 2009 / hakansezer

Murathan Mungan’ın yazısı üzerine…

Karşımıza zamansız çıkarlar bazen. Ya o anda tanımayız yada fırsatları sonsuz sanıp, ziyan ederiz. Oysa hayatımızda bir veya birkaç kez belirirler. Ama asla defalarca değil. Zaman uygun değildir, daha önemli işlerimiz vardır ve kaçırırız o aşk fırsatını… Öyle genç, öyle umut dolu, hatta birazda şımarığızdır ki o günlerde. Daha nice fırsatlara inanırız.

Oysa hayat her zaman aynı ölçüde cömert değildir. Her zaman sunmaz bize o en çok yakışanı. Peş peşe sıralanmaz tam da gönlümüze göre olan. Aradan yıllar geçer; bir de bakarız ya yapayalnız kalmışız yada yanımızdaki ile ayrı dünyalardayız. Önce acırız kendimize; ilk gençlik yıllarımızda pek çok sandığımız ama bir daha asla rastlayamadığımız gelir aklımıza.

Sonra tekrar tekrar gelir. Artık iyice anlarız ki hayatımızın en büyük aşk fırsatıydı o. Bizse sadece şimdi sırası değil diye boşvermiştik. Hatta düşünmemiştik bile. Zaten onun o olduğunu anlamamıştık ki. Yıllar sonra sık sık düşüneceğimizi, bir daha rastlayamayacağımız hiç biliyorduk. Çok var sanmıştık… Zaman, şartları ruh halimizin tam olduğunda uzanıp, birini alırdık nasıl olsa.

Sonra hayatın gerçekleriyle yüzleşiriz. Kıymetimizi bilmeyenlere, bazen pek de kıymet vermediklerimize dokunuruz. Ama ona hiç dokunmadığımızı hatırlarız. Aşkını ciddiye almadığımızı, aşkını yaşamadığımızı. Yıllarca unuttuğumuz halde her mutsuzluğumuzda, her hayal kırıklığımızda aklımıza gelir. Kendi kendimize “Neden?” deriz, “Neden hayatın başındayken daha tecrübeli biri bana fırsatların sonsuz olmadığını söylemedi ki?”

Evet, aşk bir fırsattır ve ilk gençlik yıllarında hemen herkesin kaçırdığı, bir veya birkaç fırsat vardır. Allah’tan yaş ilerledikçe fırsatı kaçırmamayı öğreniyoruz. Ne var ki çoğu kez yaşadığımız hayal kırıklıkları ve duygusal yıpranma anlarında kaçırdıklarımıza yanar dururuz. Gerçi yaşanmayan bu aşklar, adı üstünde yaşanmamıştır ve eğer yaşansaydı belki de onları şimdi hatırlamak bile istemezdik. Kim bilir?

Bakın Murathan MUNGAN, nasıl anlatıyor bir yazısında aşkın bir fırsat olduğunu: “Ya biz binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Aksam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omuzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omuzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz?”

Neye benziyor biliyor musunuz? Hani vitrinde bir kazak görürsünüz, tam istediğiniz gibidir. Onu alacak paranızda vardır. Ancak yağmur yağıyordur. Şemsiyenizi kapatıp, mağazaya girmeye üşenirsiniz. Belki de şu anda yeni bir kazağa hiç ihtiyacınız yoktur. “Sonra bakarım” dersiniz. Gittiğinizde satılmıştır, kalmamıştır. Yağmurun dinmesini, yeni bir kazağa ihtiyaç duymanızı beklemez. Eğer zaman ayırıp, prova etme şansınız olsaydı belki de üzerinize uymayacaktı ama deneyemediğiniz için aklınızda hep iyi, en uygun olarak kalır gider.

“ Aşk bir fırsattır, ama kaçırmayın!” derken; çevrenizde hoşlandığınız, hayatınızın aşkı olabilecek insanların peşinde koşun, onlara ilginizi belli edin, sizi fark etmelerini sağlayın, demek istemiyorum. Bunu istiyorsanız yapın sizin bileceğiniz iş. Ancak daha önemlisi sizin peşinizden koşan, size yaklaşmaya çalışan, size değer verenlere de alıcı gözüyle bakın. Hele onların birinden aslında hoşlanıyor da şimdi sırası olmadığını düşünerek boşveriyor sanız, işte o zaman dikkat edin. Bir gün onu çok arayabilirsiniz, ama şehri çoktan terk etmiş olabilir.4544_85054228402_662153402_1896655_4409005_n

Ağustos 18, 2009 / hakansezer

Baktığımız pencere

Genç bir çift, yeni bir mahalledeki
yeni evlerine taşınmışlar. Sabah kahvaltı
yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş.
Kadın kocasına ‘Bak, çamaşırları yeterince
temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor,
belki de doğru sabunu kullanmıyor.’demiş.
Kocası ona bakmış hiçbir şey söylememiş,
kahvaltısına devam etmiş.

Kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü
her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş.

Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun
çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın
çok şaşırmış ‘Bak’ demiş kocasına ‘çamaşır
yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum,
kim öğretti acaba ?’

‘Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi
sildim’ diye cevap vermiş kocası.

Hayatta da böyle değil midir ?

Başkalarını izlerken gördüklerimiz,
baktığımız pencerenin ne kadar temiz olduğuna
bağlıdır. Birini eleştirmeden ve hemen
yargılamadan önce zihin durumumuza bakmak
ve ‘iyi’ olanı görmeye hazır olup olmadığımızı
farketmek güzel bir fikir olabilir …n662153402_1490124_1176

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.