Skip to content
Eylül 17, 2007 / hakansezer

Eylül Akşamı

Hiçbir Neden Yokken, yada Biz Bilmezken
Tepemiz Atmış… ve Konuşmuşuzdur.
Onca Neden Varken ve Tam Sırası Gelmişken
Hiçbirşey Yapmamış ve Susmuşuzdur.
Aynı Anda Aynı Sessiz Geceye Doğru
İçim Sıkılıyor Demişizdir.

Aynı Sabaha Uyanırken
Kimbilir Aynı Düşü Görmüşüzdür.

Olamaz mı? Olabilir.

Onca Yıl Sen Burada
Onca Yıl Ben Burada
Yollarımız Hiç Kesişmemiş
Şu Eylül Akşamı Dışında.

Belki Benim Kağıt Param, Bir Şekilde, Döne Dolaşa
Senin Cebine Girmiştir. Belki Aynı Posta Kutusuna,
Değişik Zamanlarda da Olsa, Birkaç Mektup
Atmışızdır. Ayın Karpuz Dilimi Gibi Batışını
İzlemişizdir Deniz Kıyısında. Aynı Köşeye
Oturmuşuzdur Köhnede Belki de Birkaç Günarayla
Olamaz mı? Olabilir.

Onca Yıl Sen Burada
Onca Yıl Ben Burada
Yollarımız Hiç Kesişmemiş
Şu Eylül Akşamı Dışında.

Bostancı Dolmuş Kuyruğunda
Sen Başta Ben En Sonda Öylece Beklemişizdir.
Sabah 7:30 Vapuruna Sen Koşa Koşa Yetişirken,
Ben Yürüdüğümden Kaçırmışımdır.
Aynı Anda Başka İnsanlara, Seni Seviyorum Demişizdir.
Mutlak Güven Duygusuyla,
Başımızı Başka Omuzlara Dayamışızdır.

Olamaz mı? Olabilir.

Onca Yıl Sen Burada
Onca Yıl Ben Burada
Yollarımız Hiç Kesişmemiş
Şu Eylül Akşamı Dışında.

İşte çok çok sevdiğim bir Bülent Ortaçgil şarkısı.
Bir aşkın bu kadar rastlantısal aksiliklere dayanması da çok ilginç ve ilginç olduğu kadar da değerli bence.
Düşünsenize biri var ve o biri “o” siz farkında olmasanız da devamlı çevrenizde.

Hep O’nun gelmesini, O’nunla karşılaşmayı bekliyorsunuz ama nasıl biri olduğunu bilmediğiniz için yanlış aşklarda dolaşıyorsunuz.
Aslında O’nu hayal edip başka omuzlardan karşılık bulmaya çalışıyorsunuz ve bir gün tüm o gereksiz imitasyon aşklardan sıyrıldığınız bir anda O’nunla karşılaşıyorsunuz.
Aslında gözleriniz birbirine değdiğinde anlıyorsunuz bu işte farklı birşeyler olduğunu.

Ama o kadar incinmiş o kadar aldanmışsınız ki “mecnun’u bulma yolları”nda ürkek, acemi tavırlarla yaklaşıyorsunuz.
içinizden bir ses “işte bu sefer buldun O’nu!”dese de, tüm yollar O’na çıksa da, paylaşılanların çokluğu sizi şaşırtsa da örselenmiş bir tarafınız daha temkinli yaklaşıyor duruma.
“dur,bir sakin ol!” diyor ve ekliyor “kaptırma kendini!
Yaralarını daha yeni sardık. Bir daha uğraştırma beni!”.
Sonra başlıyor uykusuz geceler, ayakta olsanız da aslında uyanamadığınız gündüzler.

Sonra zaman gerekiyor. Çünkü herkes zamandan bahsediyor.
Alışmak, akışa ayak uydurmak gerekiyor.
Bir yerlerde “eylül akşamı”çalıyor. “ama aylardan eylül değil ki!” diyorsunuz.

Tüm tesadüflere sırt çevirip, tüm mucizelere meydan okuyorsunuz ancak içinizde bir yerde “gönül kuşu” denilen ürkek, çekingen ve başka bir gönüle akmayı bekleyen his/varlık çırpınıp duruyor.
An geliyor tüm inkarlar boşa çıkıyor.
ve karşınızda aslında görmeyi çok isteyip de inanmayı reddettiğinizi görüyorsunuz.

Ve tüm arayışlar bitiyor.
Arka fonda Bülent Ortaçgil söylüyor.
” onca yıl sen burada onca yıl ben burada yollarımız hiç kesişmemiş…

“ve siz ekliyorsunuz BU AKŞAMIN dışında…
“olurmu canım öyle şey?!”diyenlere inat Ortaçgil ekliyor:
“olamaz mı? OLABİLİR!”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: