Skip to content
Şubat 3, 2009 / hakansezer

İstanbul’da bir Dali… İstanbul kadar deli…

dsc_7771_resize_resize

Sürrealizmin temsilcisi ve 20. Yüzyılın en önemli sanatçılarından olan Dali’nin Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki sergisine 5 Aralık 2008 tarihinde gitmiştim. Ancak dolaştığım 4 saat bana yeterli gelmemişti… Bir kez daha gitmek için planlar yapıyordum. Ve serginin kapanmasına iki gün kalaya kadar sergiye gitmek için söz verdiğim insanları teker teker reddetmiş olmanın dayanılmaz üzüntüsü içimi kahrediyordu!!! (Yalannn)

Dali’ye gitmek için artık son 3 gün kalmıştı. Sergiye gitmek için söz verdiğim güzel insanlardan biri olan Özlem’e serginin kapanmasından bir gün önce yani Cumartesi günü kimseye söz vermemesini ve Dali sergisine gideceğimizi söyledim. O da görmeyi çok istiyordu bu sergiyi. Memnuniyetle kabul etti bu teklifimi. İkimizin ortak arkadaşı Canan ve Mehtap da bize katıldı… Çok da güzel oldu…

Saat 12 gibi beni alacaklardı. Ancak benim evi bulmaları yaklaşık 1,5 saat rötarlı olunca saat 2 gibi Sabancı Müzesine gitmek zorunda kaldık ve gözlerimize inanamadık… (Ben inandım da onlar inanamadı hehehe). Artık serginin bitmesine 2 gün kaldığı için olsa gerek yaklaşık 200 metre kuyruk vardı müzenin önünde ve yağmur çiseliyordu. Bizden kimse de yanına şemsiye almamıştı… Kuyruğa ben girdim tabii ki… Ama kızların da hakkını yiyemem şimdi. Üçü de pırlanta gibi kızlar… Arabada oturmak istemediler. Siz arabada oturun diye ben zorladım bunu da söylemeden edemeyeceğim… Neyse yaklaşık 45 dakika sonra kapıdan içeriye girebilmiştik nihayet…

dsc_7735_resize_resize

dsc_7741_resize_resize

Giriş 10 YTL… Öğrenciyseniz 3 YTL alıyorlar. Sanatçının eserlerinin taşınması, sigortalanması ve getirilmesi de hesaba katıldığında oldukça maliyetli olan bu sergi için bence normal bir ücret.

Güvenlik kontrolü gerçekten çok sağlam… İçeriye girerken iki ayrı yerde güvenlik masasından geçiyorsunuz. Bir de içeride vestiyer ve sesli rehber sistemini elde edebilmek için kuyruklar vardı. Orda da bayağı bir zaman harcadık. Merak edenler için her ikisi de ücretsizdi.

Sesli rehber sistemi bana verilen aletin şarjının yetmemesi haricinde gerçekten çok başarılıydı… Dali’nin eserleri haricinde hayatına dair de pek çok bilgiyi dinleyebiliyorsunuz.

dsc_7815_resize_resize

Veee yaklaşık bir saat sonra nihayet sergiye adım atabildik. Yağlıboya tablolar, çizimler ve grafiklerden oluşan 270 eserin yanı sıra, el yazmaları, fotoğraflar ve çeşitli dökümanların da yer aldığı bu sergide Dali’nin en önemli eserleri yoktu. Buna rağmen tek kelimeyle muhteşem olduğunu söyleyebilirim. Bir insan nasıl bu kadar çok muazzam eseri bir yaşamına sığdırmayı başarabilir bunu bir başka blog konusu yapmayı düşünüyorum. Dali çok yönlü bir kişilik.

Her ne kadar yağlıboya tabloları açısından çok zengin bir sergi olmasa da; Dali’nin daha az bilinen yönlerine dair oldukça kalabalık bir içeriği vardı serginin. Pek çok sayıda ilüstrasyon ve baskının yanısıra, Dali’nin Walt Disney ile birlikte yapmış olduğu sürreal çizgi film ve sinema çalışmaları da muhteşemdi.
Bilmeyenler için yazalım. Salvador Dali’nin başlıca esin kaynağı düşler, korkular ve hayaller… Sergide sanatçının yağlı boya tabloları, çizimleri ve grafiklerinin yanı sıra el yazmaları, defterleri, mektupları ve fotoğrafları gibi pek çok belge de bulunuyordu.

Bu sergi, Gala-Salvador Dali Vakfının İspanya dışına verdiği en büyük sergi olma özelliği taşıyordu…
Bu kez en az 5 saat kalmayı düşünüyordum içeride… Kaldım da… Ama bu bile yetmedi işin doğrusunu söylemek gerekirse…

dsc_7945_resize_resize

Sergiyi kısaca anlatmak gerekirse, girişte Dali’nin biyografisi ve yaşadığı dönem boyunca dünyada meydana gelen büyük olaylara yer veriliyor. Dali’nin çocukluğundan başlayarak yaptığı resimler, öğrencilik yılları, ünlü sanatçılarla geçen gençlik yılları, sürrealizmle tanışması ve sonrasında verdiği eserler gerçekten de insanı reel dünyadan sürreel bir dünyaya götürüyor. Etkilenmemek mümkün değil…

Sanatçının aile fertlerine ait fotoğraflar ile çocukluk fotoğraflarının yer aldığı sergide, Dali’nin ilk gençlik yıllarına ait, ailesini ve yaşadığı yeri resmettiği çizimleri de vardı.
Sanatçının, Picasso etkisi ile yaptığı eserler, Sürrealist akımın öncüsü eserleri ile devam etti.

dsc_7811_resize_resize

Sergiye giden bir çok kişide olduğu gibi benim de en çok dikkatimi çeken eser 1972-1973 tarihli “6 gerçek ayna aracılığıyla geçici olarak yansıtılmış 6 sanal kornea ile sonsuzlaşan Gala’yı arkasında resmeden Dali’nin arkadan görünümü” çalışmasıydı.

dsc_7907_resize_resize
Önemli yönetmenlerle sinema eserleri de ortaya koyan Dali’nin “Öldüren Hatıralar” filminde Alfred Hitchcock, “Endülüs Köpeği” filminde Luis Bunuel gibi yönetmenlerle fotoğrafları yer alıyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse bu filmi izleyemedik. 4 saatin ardından oturup biraz soluklanabilmek amacıyla sadece baktık…

dsc_7819_resize_resize

Sergide ayrıca, Dali’nin “İlahi Komedya” ve Cervantes’in “Mancha’lı Don Quijote” eserleri için yapılmış illüstrasyonları da bulunuyor.
Sanat, toplumların gelişebilmesi için çok önemli bir etken… Bu yüzden bu sergi, gezen herkese çok önemli katkılar sağlamıştır…

Sergideki tablo, çizim ve defterler gibi pek çok belgede sanatçının ilham perisi eşi Gala, Paris’teki dönemi, Freud ile buluşması, New York dönemi ve klasizme dönüşü, bilime olan büyük tutkusu da yer alıyor. Öyle ki bazı tabloların üzerinde formülleri bile yazmış…

dsc_7924_resize_resize
Salvador Dali’nin gizli hayatı adlı kitabında büyük sanatçı kendi otobiyografisini yazmış… Gelin, bu kitaptan çok ilginç olan bazı alıntıları okuyalım…
– Mutfak yasağının dışında neredeyse her şeyi yapmaya iznim vardı. Sekiz yaşıma kadar zevk olsun diye yatağımı ıslattım. Hiçbir şey benim için yeterince iyi değildi. Annemle babam bana tapardı. Evet, çok şımarık bir çocuktum.

– 16 yaşında, Figueras’ta öğrenciydim. Bir akşam, ortada hiçbir neden yokken kendimi merdivenlerin en tepesinden atıvermeye karar verdim. Arkadaşlarım gözü önünde müthiş bir sıçrayışla aşağıya atladım ve kıç üstü düşüp en alta seke seke indim. Her tarafım çürük içinde kaldı ancak anlatılamayacak bir haz, bu acının önüne geçti. Müthiş bir ilginin odağı oldum. Dört gün sonra atlayışı tekrarladım, bu sefer çığlık atarak. Yüz çift göz beni izleyecekse, sessiz sakin merdivenlerden inmenin zevki nedir ki?

– 22 yaşında, Madrid’deki Güzel Sanatlar’da okuyorum. Sürekli ve sistematik biçimde herkesin yaptığının dışında bir şey yapma arzum, kısa sürede kötü şöhretimin yayılmasına yol açtı. ‘Orijinal’ yağlıboya resim yarışması düzenlendi, ben kalkıp fırçayı tuvale değdirmeden ödülü kazanacağımı ilan ettim. Bir metre öteden boyayı sıçratarak yaptığım resimdeki desen ve renkler o kadar doğruydu ki ödülü aldım.

dsc_7834_resize_resize
– Gaddar bir tuhaflık benim kaderim, istesem de istemesem de böyle. 33 yaşındaydım. Paris’te parlak bir genç psikiatristten telefon aldım. ‘Paranoyak aktivitenin iç mekanizması’ başlıklı yazımı okumuş, buluşmak istiyordu. Sonunda bilimsel çevreler fikirlerimi kaale alacaktı! Onu stüdyomda heyecanla beklerken, bakır üzerinde çalışırken yansımadan rahatsız olup, burnumun ucuna beyaz bir kağıt yapıştırdım… Derken kapı çaldı ve misafirim Jacques Lacan geldi. Hemen teknik konulara daldık ve fikirlerimizin birbirinin zıddı olduğunu şaşırarak gördük. Lacan gittikten sonra, 2 saat konuştuklarımızı düşünmeye başladım. Ancak genç psikiyatristin yüzümü zaman zaman nasıl incelediği aklıma takıldıkça kafam karıştı. Acaba ruhumun, yüzümün şekline nasıl yansıdığını mı incelemişti? Cevabı ellerimi yıkamaya gittiğimde buldum: Burnumun ucundaki kağıdı atmayı unutmuştum!

dsc_7845_resize_resize

Not: Dali, karısı Gala öldükten sonra kendine gelemedi. Sonunda birlikte yaptırdıkları eve kapanıp, yemek yemeyi kesti ve öldü…

Dali (1904-1989), sadece sürrealizmin öncüsü bir ressam değil, aynı zamanda tasarımcı ve sinemacıydı. Tiyatro setleri, dükkan ve mücevher de tasarlayan Dali, resimleri için ‘elle yapılmış rüya fotoğrafları’ tabirini kullanırdı. Dali’nin en büyük saplantısı ise karısı Gala’ydı… İşte saplantılı aşkı hakkında yazdıkları:

– 29 yaşındaydım, Cadaques’teydik, yazdı. Gala’ya eşlik ediyordum, arkadaşlarla deniz kenarında yemek yiyecektik. Mutluluğumun doruğundaydım, yeni doğan aşkın ağırlığı, boğazımı ahtapot gibi sıksa da… Dört ıstakoz yiyip, harika bir Akdeniz şarabı içtim. Yemek bittiğinde güneş batmak üzereydi, çıplak ayak dolaşıyordum. Kızlardan biri hayranımdı ve sürekli olarak ayaklarımın ne kadar güzel olduğunu söylüyordu. Bu o kadar doğruydu ki konu hakkında bu kadar ısrarcı olmasını aptalca buldum. Derken titreyen elleriyle ayağıma dokundu. İçimde garip bir şekilde kendime karşı bir kıskançlık hummasına tutuldum -sanki ben, Gala olmuştum- ayağa fırladım. Hayranımı yere itip üzerinde tepinmeye başladım, ta ki yara bere içindeki kadını birileri elimden kurtarana kadar…

dsc_7902_resize_resize

İşte 6 yaşındayken aşçı olmak, 7 yaşındayken de Napolyon olmak isteyen dünyaca ünlü İspanyol sanatçı Salvador Dali…

Sizleri sergide çektiğim fotoğraflarla başbaşa bırakıyorum…

NOT: Sabah kahvaltısından sonra sergiye gitmiştik. 5 saat sonunda sergiden çıktığımızda midemiz zil çalıyordu. Doğru soluğu Beşiktaş’taki Şampiyon’da aldık. Dali Sergisi’nden sonra kokoreç yemek hiç yakıştı mı derseniz valla suşi yiyecek halimiz yoktu ve bence yakıştı. Ayıptır söylemesi ben bir yarım ekmeğin ardından bir de çeyrek ekmek götürdüm.

Sevgiler

Hakan

Reklamlar

6 Yorum

Yorum Yapın
  1. ÖZLEM ATAÇ / Şub 3 2009 8:15 am

    Ellerıne saglık Hakan’cım

    Muhtesem bırgundü,

    • hakansezer / Şub 3 2009 1:37 pm

      Teşekkür ederim. Siz de muhteşemdiniz :))

  2. Sibel / Şub 3 2009 12:54 pm

    Canım çok güzel yazmışsın o günün hikayesini.. Gelmedim ama gelmiş kadar oldum.. Hatta kuyrukta beklerken üşüdüm ıslandım benimde karnım acıktı ve sizinle beraber bende yarım kokoreçi götürdüm:) Teşekkürler emeğin için…

    • hakansezer / Şub 3 2009 1:39 pm

      Keşke gelseydin Sibelcim sende. Teşekkür ederim beğendiğin için

  3. Yeşim Mutlu / Şub 9 2009 7:51 am

    Sevgili Hakan,
    Aynı sözü facebook profilime yazmış ve benzer kareleri çekmiş biri olarak seni gerçekten kutluyorum. 🙂
    Bloğuma henüz yazamamışken hislerimi senin kelimelerinle dinlemek ne kadar doğru bir seçim yaptığımı ve haramiler sayesinde harika senkronize olduğumuzu gösterdi.
    İyi ki varsın
    Sevgiler
    YSM

  4. yemek / Mar 29 2009 11:38 am

    gidip görmek varmış. fakat istanbulda değilim malesef. salvador dali resimleri, görmek gerekirdi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: