Skip to content
Ağustos 18, 2009 / hakansezer

Kilit

Dal aralarından, yaprak uçlarından damlayan ışıklar ormanın renklerini birbirine yaklaştırmıştı.
Her bakışımda değişik bir yeşile dalıyordu gözlerim…
Göl, azarlanmış, sevimli bir çocuğun dudak bükerek somurtuşunu yansıtan bir suskunluk içindeydi…
Çimenlere sarılmış olan ışık serpintilerini incitmeden yürümeye çalışıyordum.
Arada sırada hafif bir esinti derimi okşuyor ürpertiyordu…
Yaprakların fısıltıları dinlenmeye değerdi… Küçük ve alçak gönüllü, bir tepeye çıkıp oturdum.
Gölün yüzünde neşeyle oynaşan parıltıların tatlı seslerini dinledim. Kuşlar ve böceklerle dostluğu ilerlettim.
Bir elim çimenlerin saçları arasına girmişti. Öteki elimi sımsıkı kapalı tutuyordum.
Elinin sıcaklığını kilitlemiştim içine, gitsin istemiyordum… dsc_0395

Ağustos 18, 2009 / hakansezer

Sana Bakmak

Herşey yapılabilir
Bir beyaz kağıtla
Uçak örneğin, uçurtma mesela.

Altına konulabilir
Bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
Sallanan bir masanın.

Veya şiir yazılabilir
Süresi ötekilerden kısa
Bir ömür üzerine..

Bir beyaz kağıda
Herşey yazılabilir,
Senin dışında..

Güzelliğine benzetme bulmak zor,
Sen iyisimi sana benzemeye çalışan
Herşeyden:

Bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor.
Belki tabiattadır çaresi
Senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin..

Ve benim
Bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim..
Anlarım bitkiden filan

Ama anlatamam
Toprağın güneşle konuşmasını
Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

Sen bana ışık ver yeter
Bende filiz çok..
Köklerim içimde gizlidir
Gelen giden, açan soran, bere budak yok

Bir şiir istersin
“içinde benzetmeler” olan

Kusura bakma sevgilim
Heybemde sana benzeyecek kadar
Güzel birşey yok

Uzun bir yoldan gelen
Tedariksiz, katıksız bir yolcuyum

Yaralı yarasız sevdalardan geçtim
Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
Herşeyi anlattım..

Olan olmayan, acıtan sancıtan..
Bilsem ki sana varmak içindi
Bütün mola sancıları

Bütün stabilize arkadaşlıklar
Daha hızlı koşardım
Severadım gelirdim
Gözlerinin mercan maviliğine..

Sana bakmak
Suya bakmaktır..

Sana bakmak
Bir mucizeyi anlamaktır..

Sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
Aşk sorgusunda şahanem

Yalnız kelepçeler sanıktır
Ne yazsam olmuyor

Çünkü bilenler hatırlar..
Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
Bahçıvan değil tüccarlardır

Sen öyle göz,
Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
Sen teninde cennet kayganlığı iken,
Sana şiir yazmak ahmaklıktır..

Bir tek söz kalır
Dişlerimin arasından
Ben sana gülüm derim
Gülün ömrü uzamaya başlar

Verdiğim bütün sözler
Sende kalsın isterim
Ben sana gülüm derim

Gül sana benzediği için ölümsüz..
Yazdığım bütün şiirler
Sana başlayan bir kitap için önsöz

Sana bakmak
Bir beyaz kağıda bakmaktır.
Her şey olmaya hazır

sana bakmak
suya bakmaktır..
gördüğün suretten utanmak..

sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır..

sana bakmak
Allah’a inanmaktır.

Yılmaz ERDOĞAN
5135_97282983402_662153402_2080587_867650_n

Ağustos 18, 2009 / hakansezer

İyi bir hayat dedikleri

Yıllardır tarif ediliir durur. Sokak röportajlarında insanlara sorarlar ne istiyorsunuz diye, cevap kendisidir. Yirmi sene eğitim 25 sene iş hayatı geçirilir kendisine ulaşmak için. Ancak tam manasıyla ulaşılamaz çoğu zaman. Kendisi orada öylece durmaktadır ve gülümsemektedir. Gerçekten çoğu bilmeden ölür gider ”iyi bir hayat” aslında nedir.

Parayla imkanla ulaşılacağı düşünülür hep. Belki de doğrudur. Yaşayıp geçeceğimiz şu hayatı ”iyi” olarak tanımlamak için şimdi bize çok para gereklidir belki de. Bir maserati olsa mesela. Sonra boğaza karşı bir ev. Denizi koklaya koklaya kahvaltı edebilmek, lodosla konuşabilmek, üşüyen denizi seyredebilmek hayatın anlamı olabilir pekala. Sonra iyi bir eş. Güzel çocuklar. İyi bir iş. ”Ben sevdiğim işi yapıyorum” diyebilmek mesela. Çalışmaktan keyif alabileceğiniz bir iş yapabilmek iyi bir hayatın kıstası olabilir. Belki de bir dünya turu. Kısacası paranın ve aklın size sunabileceği türlü türlü şeyle ”iyi bir hayat’ tahsis edilebilir. Hayat standartları enstitüsü bunu onaylamıştır.

Yaşlı birine sorsanız iyi bir hayat nedir diye size hemen ”sağlık sıhhat evladım” diyecektir. Çünkü zaten yaşlanmanın tüm yıkımını o anda yaşamakta olan kişi artık hayattan geçmiştir. Bitmiştir olay. Nefes alıyordur ama ışıldamıyordur. Yaşlılık görünmezliktir. İyi bir hayat bitmiştir. Milyarlarca dolarınız da olsa.

15 yaş grubuna hitap etme heveslisi sakallı saçlı solcu dönmesi bir entele sorsanız iyi bir hayat nedir diye, ”sonsuza dek ahkam keseceğim ve beni her gün dinlemeye gelecek insanların takıldığı bir cafeye sahip olmak” diyebilir size. Yada imza günleri. Okurlarım benim herşeyim diye de ekleyecektir üstüne.

Bir maymuna sorsanız iyi bir hayat nedir diye, size göre cevap ”insan olmaktır” olabilir. Ancak maymun kesinlikle muz diyecektir. Bu kadar basit midir aslında?..belki de..

Sahip olduklarımız, yaptıklarımız, yaşadıklarımız, paramız, güzelliğimiz, kariyerimiz midir iyi bir hayat? Yoksa sadece muz mudur?..ama biz insanız sahi..ama maymunlar birbirini öldürmüyor biliyor musunuz?

Conan’a sorsak iyi bir hayat nedir diye gözlerini patlata patlata kılıcını gösterebilir bize. Bir kasa dolusu şarap ısmarlarız kendisine kılıcını kaldıracak gücü kalmayınca sarhoşluğundan yine sorarsanır iyi bir hayat nedir diye, sırıtarak sizi gösterecektir belki de.

Öyleyse iyi bir hayat tanımı değişip duruyor belki de. Bill gates’e sorsak iyi bir hayat nedir diye vereceği cevap ne olursa olsun hoşumuza gitmeyecektir. ”Sağlık sıhhat efendi olmak” gibi bir yanıt verirse hassöktör la ordan diyeceğimiz kesin gibidir. Ama kalksa ”bi ferrari bir mankenle evli olmak bir de microsoftun başında olmak”’ dese misal, yine adama küfürlerden bir demet sunabiliriz. Kıskanmak mı? Asla öyle olmayacağımızı bilmek mi? Nerden bilebilirsin ki? Parayı imkanı sonuna dek bulmuş biri olana iyi bir hayat nedir diye sorulduğunda verilebilecek cevap kendisinin elde edemediği şeylerden oluşacaktır. Çünkü insan, iyi bir hayata sahip olsa bile, daha iyi bir hayata sahip olmak için çırpınıp durur.

Günde 3 saat trafikte mi kalıyorsunuz? Günde 8 saat işyerinde oturmaktan kıçınızda fistüller mi patlıyor? Eve gelince yemek yap, bulaşık yıka, köpeği gezdir, tv yi aç, boktan bir dizi seyret, maç seyret, sonra yat zıbar. Bunları yaşamak zorunda mısınız gerçekten? Zorunda olduklarınız arttıkça iyi bir hayattan bahsetmeye başlar insanlar özlemle. Askerde gün sayan birisine sorsanız gururludur ancak nedense oradan çıkmak için gün sayıyordur. İşte tüm hayatımız böyle geçiyor. Bazı dönemler böyle geçmeden olmuyor eğer indiana jones değilseniz.

Ateş altında bir sipere sığınmış baba oğul, tepelerinde uçak savarlar ve top mermileri dolanırken ”iyi bir hayat nedir ” diye sorsanız, hayatta kalmaktan bahsedeceklerdir size. O anda akıllarına ne iphone gelecektir, ne de en sevdikleri meyve. Bir anda değişir hayat. Sonra bir kurşun girer adamın kollarının arasındaki çocuğa. İyi bir hayat bir küfür gibi olur artık. Tüm hayatlar parçalanır aslında orada.

Yaşadığımız tüm zaman dilimlerinde iyi bir hayata kavuşmak için çırpınıyoruz. O ise çok azının vardığı bir kaf dağı gibi. Oysa ki hayat zaten iyi bir nane değil. Bizden mi yoksa kendinden mi geldi bilinmez, zaten lanet bir şey. Durduk yerde yürürken kayıp kıç üstü düşmeden anlamazsınız bunun böyle olduğunu. Bir deprem olsa iyi bir hayattan bahsedebilir misiniz? Komşularınız aileniz öldü, evler yıkık dökük ve cep telefonları çalışmıyor. Zaten cep telefonlarının olmadığı hayat nasıl iyi olabilir ki değil mi ama? Her şey değişiyor ve deviniyor. İyi hayatlar da öyle. İyi hayatlara sahip olanlar için de bu değişiveriyor aniden. Sonsuz bir iyi hayat mı? Bunun vaadiyle zaten dinler kurulabiliyor.4794_93017188402_662153402_2015471_8092113_n

Ağustos 18, 2009 / hakansezer

Uçurtmalar

En sevdiği renk mor olan kadın
En sevdiği kelime “asi”
En sevdiği oyun incitmek beni
Hıncı, çocukluktan kalma bir yara izi gibi

İpleri dolaşmış uçurtmalar misali
Ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
Ne gidebildik kendi yolumuza
Rüzgarda savruk, başına buyruk
Senle ben

Zamanı, yaralarla ölçen kadın
Geçmişiyle kavgalı
Gündüz isyankar
Geceleri Tanrı’ya sığınan kız çocuğu
Kırdığı kalpleri dizmiş ipe
Gene en büyük zararı kendine

En sevdiği ses, çocuk sesi
Güneşli, billur, neşeli
Oysa, yıllar var ki kendi
Anne olmayı istememiş
Çekip gidebilmek için bir gün
Geride ekmek kırıntıları bırakarak
Kuşlar yesin diye ayak izlerini
Kalmasın ne bir sızı ne kalp yarası

Sevişirken taşkın bir nehir
Öpüşürken kor bir alev
Uykusunda melek gibi masum
Bakmaya kıyamadığım
Kaç gece göğsünde uyuduğum
Ama beraber uyanamadığım kadın

İpleri dolaşmış uçurtmalar misali
Ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
Ne gidebildik kendi yolumuza
Rüzgarda savruk, başına buyruk
Senle ben

Her hasretten sonra
Başka başka sevdaların kollarında
Yemin etmişken bir daha konuşmamaya
Gene bulup birbirimizi
Sabahı olmayan gecelerde
Aldatma pahasına sevdiklerimizi
Ağlayarak seviştiğim kadın
Senle ben ipleri dolaşmış uçurtmalar misali

İpleri dolaşmış uçurtmalar misali
Ne beraber uçabildik, boş verip şu dünyayı
Ne gidebildik kendi yolumuza
Rüzgarda savruk, başına buyruk
Senle ben

Elif Şafak4544_87417238402_662153402_1932368_2853305_n

Ağustos 18, 2009 / hakansezer

Öyle bir hayat yaşıyorum ki

Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm cehennemi de

Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.

Bazılar seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.

Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,

Sonra dedimki ‘söz ver kendine’
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,

Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.

Öyle bir hayat yaşadım ki,
Son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan, anladım…

Nietzsche4794_93890368402_662153402_2028719_6880955_n

Ağustos 18, 2009 / hakansezer

Hürriyete doğru

Ne duruyorsun be, at kendini denize;
Geride bekleyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;

(Orhan Veli Kanık’ın Hürriyete doğru şiirinden alıntı)4544_86297693402_662153402_1919690_5394557_n

Haziran 17, 2009 / hakansezer

Gezgin olmak

x_006

Her şeyden önce, bir “dünya vatandaşı”dır. Tüm dünya insanlarına, uygarlıklarına ve kültürlerine, hiçbir ayrım yapmadan, önyargısız yaklaşır. İnsanlara ırk, din, dil, cinsiyet ve milliyet kalıplarının dışında, “insan” olarak bakmayı bilir. Kendi kültüründen olmayan insanların geleneklerini, kültürlerini, dünyalarını anlamaya çalışır.

Dünyanın, ancak insanla, temiz bir çevreyle ve sağlıkla değerli olduğunu; bu çeşitliliğin de büyük bir hazine olduğunu bilir.

Gezmenin, kişinin hoşgörüsünü, yaratıcı yanını ve duyarlılığını artıran bir okul olduğunu ve bu okulun yaşı olmadığını; paylaşmanın da gezmek gibi bir tutku olduğunu hiç aklından çıkarmaz.

Seyahatin en önemli aşamalarından birinin de “hazırlık” aşaması olduğunu bilir. Seyahatten önce, gideceği ülke hakkında bilgi toplar.

İyi bir yürüyüşçüdür. Çünkü bir kenti anlamanın ve yaşamanın en iyi yolunun yürümekten geçtiğinin bilincindedir. Ayakları sızlayana kadar dolaşır; yorgunluktan bazen bir otobüsün köşesinde, bazen bir motorun kuytusunda uyuklasa bile…

Pahalı giysiler yerine, yöreye özgün hatıra eşyalarını satın almayı tercih eder.

Lüks bir otelin havuz başında oturmak yerine, kentin kenar mahallelerinde dolaşmayı tercih eder. Çünkü, bir kentin ya da bir ülkenin sosyo-ekonomik yapısı, lüks otellerin havuz başlarından görünmez.